Sayfamı ziyaret ettiğiniz için çok teşekkürler,HOŞGELDİNİZ... remzi ırmak........ remzi206@gmail.com

15 Şubat 2011 Salı

Herşeyime..



Sana yaptıklarıma,yaşattıklarıma rağmen benden hiç vazgeçmediğin için..
Sevmenin ne olduğunu,
Daha da önemlisi gerçekten sevilmenin ne olduğunu bana öğrettiğin için..
Her zaman derdime sıkıntıma ortak olduğun için..
Kendimi bu kadar güvende hissetmemi sağladığın için..
Elini tutamasam da,
Gözlerine bakamasam da,
Sıcaklığını kalbimden hiç eksik etmediğin için..
Gözlerimi her kapattığımda beni sevmenin huzuruyla uyumama izin verdiğin için..
Dinlediğim şarkılara,
Yaşadığım hayata,
Anlam kazandırdığın için..
Ve...
En önemlisi..
Aşkların en güzeli sözünü lafta bırakmayarak
Bana aşkların en güzelini yaşattığın için..
Teşekkürler birtanem..

17 Mayıs 2010 Pazartesi

DAVET


Yuvam ol istemiştim. Evim, ocağım… Memleketim…
Gurbette dağılan parçalarımı sende tamam etmeye niyetlenmiştim. İçimdeki o boşluk hissini silersin, beni bir edersin diye düşlemiştim. Gözlerinden gayrısı değmesin istemiştim bende mahrem ne varsa. Ellerini tutup bir yola çıkmaya kararlı, beklemeye sabırlı ve sana inançlıydım.
Aşıktım!
Gel demek istiyordum sana. O tenha ve serin kapı eşiğinde, her çağrının muhatabı sen ol istiyordum. Cam kenarına oturup gelişini seyredeyim istiyordum. Ellerinin dokunduğu herşeyi, kokunu, dağınıklığını, bütün kırgınlıklarını toplayıp bana gelmeni bekliyordum.
Uzun susuşlarımdan bir yol yapmıştım aramızda; sağlam, kırılmaz ve hiç yok olmaz sanıyordum. Hep açık bir kapıydı sanki kalbim. Sessizliğim sana bir davet… Bak burdayım’ı susuyordum ben uzun uzun…Yıllarca, hep aynı yatakta, sensizliği uyuyordum.
Sen vardın!
Ben geldim diyeceğin güne kadar kimseye bakmayacaktı gözlerim, sana saklıydım. Nasiptin. Hayatta boğazıma takılan tek lokmaydın. Alnıma yazılan, içimde ezelden var olandın. Hiç vazgeçmem, gayrısını sevemem sandığımdın.
Ben vardım!
İnanan, güvenen. Sabırlı. Sahici bir sevdadan öte birşeyi olmayan. Hep o yamalı duyguya tutunan… Yorgun ve kederli… Kırıklarını alıp saklayan… Elinde avcunda ne varsa özenli cümlelere sarıp sarmalayan… Hep aynı yerde durduğunu sanan… Bir gün, olur da gelirsen diye, hiç bir yana gidemeyen! Gördüğü her yeni surette seni arayan…
Ne saftı…
Biz vardık!
Zamanın bir yerine sıkıştırılmış tedirgin gülümseyişlerde… Mutlu sona eremeyen bütün hikâyelerde… Bazı şarkılarda; kimi hüzzam kimi hicaz… Boğaz rüzgarında, iki yaka arasında… O telaşlı günlerde… Huzurlu bir an gibi, sığınılacak tek yer gibi; hep var gibi; daimi gibi… Kader gibi…
Dağılan, kırılan birşeyler varmış oysa daima. Kaderimizde de.
Biz vardık; düşlerimde.
Şimdi ben düş kuran o yeniyetme kızı özlüyorum.
Sana gel diyebilen o kızı… Cesur hallerimi…Seni seven, seni sevmekten vazgeçmeyeye yeminli suskunluğumu…
Nasıl özlüyorum bir bilsen!
Bir yanım, bak diyor, o kız tam da şuranda. Hadi bırak da anlatsın derdini. Konuşsun, ortaya çıksın. Sana açık o yolda, elinden tutup dilediğince gitsin…
Bir yanım, o kızı çoktan unutmuş. Yepyeni hallerde. Senli cümleler eskimiş bir hikayesi gibi, emanet duruyor üzerinde. Aklı başka yollarda, kalbi hafif karışık. ‘Artık sevmiyorum ki…’ diye bakıyor gözlerine.
Ben, tüm o karmaşanın içinde, aklımla kalbim iki farklı yöne çekiştirirken kollarımdan yine suskunluğuma sığınıyorum. Nerde olduğumu anlamaya çalışıyorum.
Düşünüyorum nicedir…
Gel desem şimdi sana; yuvam ol. Evim, ocağım… Memleketim…
Gözlerine sığınacağım bir tek; senden başkasını bilmeyecek tenim desem…
Senden hiç vazgeçmeyeceğim ki; bak burdayım, desem…
O sessizlikle örülü yolu geç de bana var desem…
Ben varım desem…

Şimdi bu kapı eşiğinde, benim bir evim yokmuş, anladım. Gel demeyişim ondan. O yuva, o gözler ve bütün o suskunluklar hep bir olmaza çıkarmış. Ondan o gitmeyi bilemeyişim. Sonuna geldiğim sokağın başını unutuşum, yolları karıştırışım, kayboluşum… Evsiz barksız kalışım!
İçimdeki o çağrı tükendi.

24 Nisan 2010 Cumartesi

Ah Esvâra !


““Sus” hükümleri giydirildi sevdanın sen taraflarına…
Acımadılar! Kurak bıraktılar dudaklarının isyan kızıllığına.
Ve şimdi tüm mavilerimi soyunuyorum gökyüzünden,
kalsın uçukluğumun yasaklı dili kararmış sayfalarda.
Söylenmemiş cümlelerimi de koyup zulama gidiyorum bu şehirden.
Bilesin bu son demdi!
Bir daha söylemem; bitti gözlerimde yağmur mevsimi…

Bir düş bozumu daha ekledim ömür denilen yap-boza…
Ah Esvâra!
Bilir misin kaç ölüm yeter “ikimiz” olmaya?
Bu kaçıncı bozgun sevdam,kuramadığım kaçıncı hayatsın avuçlarımda…

Payıma hep imkansızları biriktirmek mi düşecek gözlerini sakladığım yastık altlarında?
De hele hazan yüzlüm,susma!
Ölüme kaç kala “mahrem” diye yazacaklar seni toprağıma…

“Gaybana geceler”in esaretini yaşıyorum kaldırım soğuğu yokluğunda,
parmaklarına yoksul kalıyorum.
Yalnızlık yakamoz yakamoz çarpıyor ayaza kesmiş soluğuma.
Kalmadı gücüm bilesin;sensizlik vebali ağır düşüyor boynuma
ve kendi kendime yeniliyorum usulca!.
Gündoğumlarımı bıraktım yanı başımdaki suya
ve günbatımlarına çevirdim yüzümü..
Hüznünü benimle yıka sevdiğim!
Senin için ağlıyorum..Sen sakın ağlama!

Geceyi yaftaladım biraz önce, penceremde bekleyen karanlığa.
Uykular yasak gözlerime ve tenin İstanbul kadar haram kılındı tenime.
“Yastığındaki uçurumdan düşsem bir gece; karanfil kokan ellerine” diye düşlerken;
parmak uçlarımla kefenimi göndermek düştü hisseme.
Hadi sevdiğim benim kadar tutkunsan ayaklarımın altına düşürdüğün hüzünlü karanlığa, durma!
Göm gölgemi saçlarının damla damla yağmur kokan hazan karasına.
Belki o vakit aklanır zifiriliğim ve belki af çıkar o zaman yasaklarıma…

Ah sevdam!
Çıkarsan sandukandan günahkar sözcüklerini,
savursan sağırlığıma harf harf!
Çözülür belki dudaklarımın “sus” mührü.
Gör o zaman avaz avaz ayazlığımı;
duy! nasıl yağarım sesine türkü türkü
ve nasıl yanar yeryüzü o zaman gör…

Uslanmaz yaram!
Sen böylesi namahrem yazılmışken kirpiğimde salınan düşlere;
ben böylesi düşerken yastığına gömdüğün düşlerden,
bu şehirde durmamı isteme benden.

Gidiyorum!
Biliyorsan susma:
“Bir hayat, kırılan kaç düşe denk gelir Esvâra…? ”

Anlaşılmak gibi bir derdimiz vardı...

Ne zaman ki kendimizi anlatamadığımızı farkettik...

işte o vakit susuşlar dost/umuz oldu...

18 Nisan 2010 Pazar

İŞTE ÖYLE BİRİ....


Sizi sizin kadar tanıyan biri.. Kendini ve hayatı çok iyi tanıyan biri...
Sizi hep düşünen, ama sizin onu düşünüp düşünmediğinizi önemsemeyen biri...
Size sizi anlatabilen, sizi başkalarına anlatmayı çok seven, bunu yaparken gözlerinin içi parlayan biri... Sizin için her şeyi yapmaya, her şeyi başarabilmeye hazır biri.. Ne söylediğini bilen, söylediğini her şeyin arkasında duran, verdiği sözü tutan, randevularına geçikmeyen biri... Nerede nasıl davranacağını kiminle nasıl konuşacağını ortama uymasını bilen biri... Çoçukla çoçuk gençle genç yaşlıyla yaşlı olabilen bunu yapmaktan keyif alan biri...

Gülünecek yerde çekinmeden gülebileni ağlanacak yerde gözyaşlarını saklaya bilen biri... Bazen kıskanç, bazen huysuz,bazen şımarık,bazen bencil, bazen kaprisli, bazen kavgacı, bazen inatçı, bazen geveze ama hep iyi niyetli biri... Sizi kırmaktan incitmekten korkan, size zarar vermeye kalkanlara bütün benliğiyle karşı koyan biri... Kimseye anlatmadığınız sırlarınızı çekinmeden anlatabileceğiniz, çekinemediğiniz, düşüncesine her zaman ihtiyac duyduğunuz ne söylediğini bildiğinden hep emin olduğunuz biri...

Sana ihtiyacım var dediğinizde nerede olursa olsun koşup gelen sıkıntılı anlarınızda yanı başınızda olan ve sizi dinlemekten hiç bıkmayan biri... Birlikte içki içmekten, yemek
yemekten, film izlemekten, tiyatroya gitmekten, parkta aylak aylak dolaşmaktan, şarkı söylemekten, müzik dinlemekten hoşlandığını biri... Romantikliğiyle sizi duygu denizinde ucurabilen, gerçekçiliğiyle ayaklarınızın yere basmasını sağlayabilen biri... Süprizleriyle sizi şaşırtan çılgınlığıyla şoka sokan biri... Her zaman güvendiğiniz, size asla ihanet etmeyeceğini bildiğiniz, sizi yarı yolda bırakmayacağından hep emin oldunuğunuz biri... Sizinle sonsuza kadar birlikte yaşayacakmış gibi hissettiğiniz, sevmeden edemediğiniz, onun da sizi sevmekten asla vazgeçmeyeceğini bildiğiniz biri...
HAYATINIZDA BÖYLE BİRİ VAR MI ?
VARSA KIYMETİNİ BİLİN...

14 Aralık 2009 Pazartesi

Yüreğin yanar ya........


Yüreğin yanar ya .. İşte öyle bişey seni sevmek.İki taş arasına kalbinin koyup dövülmesi gibi bişey..Dokunamamak gibi seni sevmek..Susma veda ederken..Biraz gül birşey söyle giderken..Gitme hemen gitme kaL biraz dur daha erken ..!!

Öyle güzeldiki senin var olduğunu hissetmek damarlarımda..Hücrelerimin her zerresi senle dolayken gitme..Biraz daha kal..Öyle zorki yeniden sevmek..Susma veda ederken..Biraz gül birşey söyle giderken..Gitme hemen gitme KaL..Biraz dur daha erken..

Yok oLmak geçiyor bazen içimden..Ölmeden ÖLmek geçiyor..Sensizliğe dayanamazki bu yürek..Anladım gidiyorsun daha öncekiLer gibi..Hiç oLmazsa son bir defa öP..O kadar zorki seni sevdim bir zamanlar demek..

YaLnızlık eski bir ezber..Ayrılık alışkanlık.Sensizlik bana dost bana eş.. Sen oLmasanda hayat devam eder ve doğar güneş..

Susma ne olursun birşey söyle..Az kal yanımda..Erkenden gitme..Bakayım sana doya doya son bir kez..Göz bebeklerinde kaybolayım ve o sessizlikte..Giderken konuşma..Baka-kalayım sana sessizce..Dağılsın saçların gökyüzüne..Kokunu çekeyim içine son damlayla yok olayım senin uĞruna...

Son Kez..Susma Veda ederken.. Biraz gül birşey söyLe giderken..Gitme Hemen gitme olurmu Kal biraz dur .. Daha ErkEN..

11 Kasım 2009 Çarşamba

Sahte Sevgiler Dünyâsı


Ne çok 'Seni seviyorum'larınız var. Her yere yazıyorsunuz. Herkese söylüyorsunuz. Her zaman kullanıyorsunuz. Sevginizden çok 'seni seviyorum'larınız. 'Sen' diye hitap edebildiklerinizden bile çok. O kadar kısa ki sevgilerinizin ömrü, ard arda ekleseniz dahi, kelebek ömründen kısa kalıyor.

Sevginizi saklamıyorsunuz güyya. Ama sevgi ile olan mesafenizin uzaklığını 'Seni seviyorum'larınız ele veriyor. Ortaya 'çok' ekliyorsunuz, 'gerçekten' ekliyorsunuz. Başına ve sonuna mahzunluk ekliyorsunuz. Ekliyorsunuz ki, milyonlarca 'Seni seviyorum'dan farklı olsun sizin söylediğiniz. Ama olmuyor.

Herkesi 'Seni seviyorum' demeye davet ediyorsunuz. Suç ortağı arıyorsunuz. Ancak herkesin maske takmasıyla hayatı maskeli baloya çevirip, vicdanınızı rahatlatacaksınız.

Sadece sizin ve sahte sevgilinizin değerini düşürmüyorsunuz. 'Sevme'nin değerini de yerle yeksan ediyorsunuz. Öyle bir cümle kuruyorsunuz ki, 'sen' gerçekten 'sen' değil, başkalarını kastediyorsunuz. 'Sevmek' gerçek 'sevmek' değil, başka duyguları anlatıyorsunuz. Birinci tekil şahıs eki de sizi anlatmıyor, belki başka yüreklere tercüman oluyorsunuz.

Kalp şekillleri arasında olması neyi değiştirir ki? Taş gibi soğuk. Gülümseyerek söylemeniz ne farkeder ki? Takım elbiseden daha resmî. Buğulu gözlerle telaffuz etseniz ne yazar? İçten olmadığı besbelli.

Tamam, yüreğinizde bir yerlerde sevmeye karşı bir iştah, bir açlık var. Ama, bu açlığın reçetesi bol bol 'seni seviyorum' demek mi? Kalp resimleri mi? Hüzünlü şarkılar mı? Ayrılık ağıtları mı?

Dağlara, taşlara yazdınız ama yine de sevmiyorsunuz, değil mi? Sevginiz tükeniveriyor... Kalmıyor... "Sevgim bitti, hâkim bey" diyorsunuz bükük bir boyun ve kısık bir sesle. Tutunamıyor kalbiniz, böyle kaygan zeminlerde, böyle küçücük maskelere, böyle acemice...

'Seni seviyorum'larınız bol, herkese yetip de artacak kadar bol. Ama 'seni seviyorum'larınız bol, çok bol geliyor sevginize.

Belki dil ile değil kalp ile söyleme vakti gelmiştir.
Sözüm, gerçekten sevenlerin meclisinden dışarı...

2 Kasım 2009 Pazartesi

Okuduğum Şiirler Sanaydı…


Tutsak kaldığım gecelerde camların buğusuna yazılan şiirlerim vardı sana dair..
Ne zaman gelip geçse aklımdan bir şairin dizeleri. …
Suskunluğuma boş bakışların karşılık verirdi.Neden diye sormadan, umursamadan belki..
Sandıklar dolusu hüzün biriktirdim sana..Ben sana mecburdum bilemezdin………..
Yokluğunu hissettirip bir kez daha onun kollarına giderdin
Okduğun şiirlerim sanaydı …Kim söylüyor bunu diyerek dinlediğin şarkılarım sana
Gözlerinin içine bakarak söylediğim sözleri med-cezir sevdalarına ilanı aşk ederdin
Sen iyi beceriyosun bu işi güzel bişeyler söylesene bilmem kime mektup yazıcam derdin hani..Hepsi sanaydı o sözlerin….Hepsinin içinde sen vardın….Ben sana mecburdum… anlamadın..ddeniz kıyısında oturmuş izlerken güneşin batışını .Kolunu omuzuma atıp seviyorum ya ben bu Erkeği diye haykırkdığında
Ben de seni..Bende seni seviyorumm…dediğimi hiç bir zaman duymadın..Sonra gittin birgün Sustu martılar…Dalgalar isyan etti suskunluğuma Ben sana mecburdum sen yoktun
Neden sustun..Neden sustum Neden sustuk ki….